1973 yılında kurulan İ-MAK Redüktör, Türkiye’nin redüktör üretimindeki köklü temsilcilerinden biri olarak, yarım asrı aşan tecrübesiyle güç aktarım çözümleri geliştirmeye devam ediyor. Kendi bünyesinde gerçekleştirdiği üretim kabiliyeti, geniş ürün gamı ve farklı sektörlere yönelik mühendislik yaklaşımıyla hem Türkiye’de hem de global pazarlarda güçlü bir konuma sahip olan firma; madencilikten demir çeliğe, kimyadan tarıma kadar birçok kritik sektöre hizmet veriyor.

Dünya genelinde artan rekabet, enerji verimliliği, dijital dönüşüm ve sürdürülebilir üretim gündemleri sektörlerin geleceğini yeniden şekillendirirken, İ-MAK Redüktör de yatırımları ve global yapılanmasıyla büyümesini sürdürüyor. Firmanın global vizyonu, montaj merkezleri, demir çelik sektörüne sunduğu çözümler ve geleceğe yönelik hedeflerini İ-MAK Redüktör Genel Müdür Yardımcısı Salim Haffar ile konuştuk.

“130’dan fazla ülkede hizmet veren bir marka olma yolunda ilerliyoruz”

“İ-MAK Redüktör olarak kritik sektörlerin çözüm ortağıyız”

1973 yılında kurulan İ-MAK Redüktör, bugün Türkiye’nin en köklü redüktör üreticilerinden biri konumunda. Firmanızın üretim yapısı ve faaliyet alanlarından bahseder misiniz?

İ-MAK Redüktör, 1973 yılında kurulmuş, redüktör alanında uzmanlaşmış ve Türkiye’nin en eski üreticilerinden biri olan bir firmadır. Bugün tüm redüktörlerimizi kendi bünyemizde üretiyoruz. Kendi mühendislik altyapımız ve üretim kabiliyetimizle ürünlerimizi tamamen kendi organizasyonumuz içerisinde gerçekleştiriyoruz.

50 yılı aşkın tecrübemiz sayesinde bugün çok geniş bir ürün yelpazesine sahibiz. 1 milyonun üzerinde ürün çeşidimizle farklı sektörlere hizmet veriyoruz. Madencilik, kimya, çelik, hadde, tarım gibi birçok alanda faaliyet gösteriyor; Türkiye ve dünya sanayisine 360 derece çözümler sunuyoruz.

“Demir çelik sektöründe ilk tasarımdan teslimata kadar yanındayız”

Demir çelik sektörünü özel olarak değerlendirdiğimizde, İ-MAK Redüktör olarak bu sektöre ne gibi çözümler sunuyorsunuz?

Demir çelik sektörüyle çok entegre bir şekilde çalışıyoruz. Burada iki farklı perspektifimiz var. Birincisi; tesis üreten firmalarla birlikte çalışıyoruz. Onlara redüktör çözümleri sunuyor, mühendislik süreçlerinden başlayarak ilk tasarımdan teslimata kadar projelerin içerisinde yer alıyoruz.

İkinci tarafta ise Türkiye’de veya farklı ülkelerde üretim yapan son kullanıcılarla çalışıyoruz. Sistem yenileme, sistem optimizasyonu ve enerji verimliliği konularında yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Yani projenin ilk noktasından son kullanım aşamasına kadar bu kritik sektöre hizmet ediyoruz.

“Montaj merkezlerimiz global müşterilerimize hız ve esneklik sağlıyor”

Yurt dışında kurduğunuz montaj merkezleri size ne gibi avantajlar sağladı?

Montaj merkezi stratejimiz bizim için global büyüme planımız içerisinde çok önemli bir yere sahip. Bugün Amerika, İspanya ve Güney Afrika’daki montaj merkezlerimiz hem yerel müşterilerimize hem de uluslararası ölçekte çalışan OEM firmalarına hizmet veriyor. Bu merkezler sayesinde müşterilerimize çok daha kısa termin süreleriyle ve daha esnek çözümler sunabiliyoruz. Aynı zamanda bu noktalar servis merkezi olarak da görev yapıyor.

Örneğin Amerika’da bir Türk firması tesis kurduğu zaman, ihtiyaç duyduğu herhangi bir yedek parçaya veya redüktöre çok kısa sürede ulaşabiliyor. Bunun yanında yerel pazarlardaki gelişmeleri, ihtiyaçları ve teknik beklentileri çok daha yakından takip edebiliyoruz. Güney Afrika’daki madencilik sektöründe veya Amerika’daki farklı sanayi yatırımlarında müşterilerin taleplerine hızlı şekilde cevap verebiliyoruz.

Bugün İ-MAK Redüktör sistemleri 130’dan fazla ülkede kullanılıyor. Kenya’da çay üretim tesislerinde, Ekvador’da balık yağı tesislerinde, Çin’de yeni gelişen zeytinyağı sektöründe bizim ürünlerimizle çalışan projeler bulunuyor.

Dünya markası olmak istiyorsanız sadece Türkiye’den takip etmek yeterli değil. Farklı ülkelerde yatırım yapmanız gerekiyor. Bu nedenle mevcut üç montaj merkezimizin yanında yeni lokasyonlar için de çalışmalar yürütüyoruz. Öncelikle bu noktaları servis merkezi haline getiriyoruz, belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra güçlü servis ağımıza dahil ediyoruz.

Geleceğe yönelik yatırımlarınızdan bahseder misiniz?

Şu anda çok yoğun bir yatırım sürecindeyiz. Sakarya’da gelecek yıl açmayı planladığımız yeni bir tesis üzerinde çalışıyoruz. 60 bin metrekarenin üzerinde olacak bu tesisle mevcut güçlü pozisyonumuzu daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.

Eurotrans Başkanlığı göreviniz ve Türkiye’nin temsili konusunda neler söylemek istersiniz?

Eurotrans, 1969 yılında kurulmuş Avrupa’nın en eski derneklerinden biridir. Bugün yaklaşık 40 milyar euroluk bir sektörü temsil ediyor ve 160 bin kişilik bir istihdam gücüne sahip. Bu tür organizasyonlarda yer almak Türk firmaları açısından çok önemli. Çünkü geleceğin standartları, yeni trendleri ve sektörün yönü burada belirleniyor. Sadece dışarıdan takip eden değil, aktif rol alan bir yapı içerisinde olmak istiyoruz. Çünkü “masada değilseniz menüdesiniz” anlayışıyla hareket ediyoruz. Biz masada olmayı tercih ediyoruz. Buradaki hedeflerimizden biri de Türkiye’deki güç aktarım sektörünün ne kadar güçlü, dinamik ve potansiyel sahibi olduğunu Avrupa’ya göstermek.

Yeşil dönüşüm ve dijitalleşme konularında sektörün geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm artık birbirinden ayrılmaz iki konu. Yeşil dönüşüm sadece karbon azaltımı anlamına gelmiyor. Son dönemde yaşanan gelişmeler gösterdi ki enerji kaynakları çok hızlı değişebiliyor ve maliyetler artabiliyor. Bu nedenle firmalar artık sadece temiz enerji değil, sürdürülebilir ve güvenilir enerji kaynakları arıyor.

Türkiye’de firmaların yeşil enerjiyle üretim yapması, kriz dönemlerinde üretim sürekliliğini koruyabileceklerini gösteriyor. Diğer taraftan dijitalleşme de çok kritik. Avrupa’daki büyük firmalar artık tedarik zincirlerinde yakın bölgelerle çalışmayı tercih ediyor. Ancak bu firmaların beklentileri çok yüksek. Artık sadece kalite sertifikası yeterli değil. İzlenebilirlik, üretim süreçlerine erişim ve dijital entegrasyon bekleniyor. Bu nedenle dijitalleşme hem bizim firmamız hem de sektörümüz için vazgeçilmez bir konu.

Türkiye’de çelik sektöründe yeni yatırımlar ve kapasite artışları yaşanıyor. Bu durum size nasıl yansıyor?

Türkiye çelik sektörünün dinamik yapısını biz çok erken aşamada görüyoruz. Çünkü tesis kurulmadan bir veya iki yıl önce projeler bize geliyor. Bu nedenle hangi ülkelerde, hangi yatırımların yapılacağını önceden takip ediyor ve hazırlıklarımızı buna göre gerçekleştiriyoruz. Bugün Türk firmalarla birlikte Cezayir’de, Balkanlar’da ve Orta Asya’da çok önemli projeler üzerinde çalışıyoruz. Sektörün ne kadar dinamik ve geleceğe açık olduğunu yakından izliyoruz.

“Türk sanayisi hâlâ çok güçlü bir potansiyele sahip”

Son olarak sektör temsilcilerine vermek istediğiniz mesaj nedir?

Bu sektör çok kritik ve stratejik bir sektör. Krizlere ve zorluklara rağmen hâlâ çok ciddi bir potansiyel barındırıyor. Türkiye sanayisinin gücü, üretim kabiliyeti ve gelişme kapasitesiyle gelecekte de önemli fırsatlar sunacağına inanıyoruz.

“Masada değilseniz menüdesiniz; biz masada olmayı tercih ediyoruz.”