Kocaer Çelik Genel Müdürü Mehmet Çakmur, küresel çelik sektörünün 2025 yılında toparlanmaktan çok dayanıklılığın sınandığı bir dönemden geçtiğine dikkat çekiyor. Çin’in iç talepteki zayıflığı agresif ihracatla telafi etmesi, ABD’nin yüzde 50’ye varan gümrük vergileri ve Avrupa’da kotalar ile CBAM belirsizliği; fiyatlar, marjlar ve ticaret dengeleri üzerinde ciddi baskı yarattı. Türkiye’de yılın ikinci yarısında üretim ve iç tüketimde artışlar görülse de sektör genelinde bu tablo bir rahatlama yaratmadı. Çakmur’a göre 2025, şirketler için hızlı büyümeden ziyade ayakta kalmanın, riskleri yönetmenin ve pozisyonu korumanın öne çıktığı bir yıl olurken; 2026’da maliyet disiplini, sürdürülebilirlik ve fazla kapasite sorunu çelik sektörünün ana gündemini belirlemeye devam edecek.

Kocaer Çelik Genel Müdürü Mehmet Çakmur, 2025 yılına dair çelik sektörü değerlendirmelerini ve 2026 beklentilerini SteelTürk Dergisi’ne anlattı. Gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

2025 yılı çelik sektörü ve küresel piyasalar için nasıl geçti? Çin’in agresif ihracat politikaları, ABD’nin ve AB ülkelerinin uyguladığı ithalat vergileri – kotalar firmanıza ve Türk çelik sektörüne sizce nasıl yansıdı?

2025 çelik sektörü için kolay bir yıl olmadı. Kimse mucize beklemiyordu ama yıl boyunca daha net bir toparlanma sinyali görürüz diye umut ediyorduk; maalesef olmadı. Talep dünya genelinde büyük ölçüde yerinde sayarken, üretim kapasitesi yüksek kalmaya devam etti. Bu dengesizlik de fiyatlar ve marjlar üzerinde yıl boyunca ciddi bir baskı yarattı.

Dünya Çelik Birliği’nin değerlendirmeleri de bunu doğruluyor. Küresel çelik talebi 2025’te anlamlı bir büyüme göstermedi ve yatay seyretti. Esas olarak piyasanın denge aradığı, risklerin daha dikkatli yönetildiği bir yıl oldu 2025.

Bu dengenin kurulmasını zorlaştıran en önemli faktörlerden biri yine Çin’di. Çin’de inşaat ve gayrimenkul sektöründeki zayıflık nedeniyle iç talep toparlanmadı. Üretimde düşüş yaşansa da bu düşüş küresel arzı rahatlatacak ölçekte değildi. Sonuç olarak Çin, iç pazarda tüketemediği ürünü ihracata yönlendirmeye devam etti. Bu da özellikle Asya ve Avrupa’da fiyatlar üzerinde ilave baskı yarattı ve birçok ülkede korunma önlemleri ile anti damping tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Avrupa tarafında ise bu küresel baskı ortamına temkinli bir yaklaşım gördük. Otomotiv ve inşaat başta olmak üzere talep tarafında belirgin bir canlanma olmaması, üreticilerin fiyatları koruyabilmek için zaman zaman kapasite kısıntılarına ve bakım duruşlarına yönelmelerine neden oldu. Ancak genel olarak bakıldığında Avrupa, 2025’i büyümekten çok maliyetleri kontrol etmeye, stok riskini azaltmaya ve 2026’ya daha sağlam girmeye odaklanarak geçirdi.

Türkiye özelinde tablo biraz daha karmaşıktı; ancak tamamen olumsuz da değildi. Yılın ikinci yarısında üretim ve iç tüketimde geçen yıla kıyasla artışlar gördük. Buna rağmen bu artışlar, sektör genelinde “rahatladık” demeye yetmedi.

Görece daha uygun fiyatlı ithalat, ihracat pazarlarında artan rekabet ve korumacı uygulamalar üreticilerin hareket alanını daralttı. Buna yüksek finansman maliyetleri, kur dalgalanmaları ve yeşil dönüşüm baskısı da eklenince 2025, şirketler açısından daha çok ayakta kalmaya ve pozisyonu korumaya çalışılan bir yıl olarak geçti.

OECD’nin de altını çizdiği gibi, küresel ölçekte fazla kapasite sorunu çözülmeden fiyatların kalıcı şekilde toparlanması ve yatırımların hız kazanması zor görünüyor. Özellikle dekarbonizasyon gibi sermaye yoğun bir dönüşüm sürecindeyken bu zorluk daha da belirginleşiyor.

2025’te bizi en çok etkileyen başlıkları birkaç ana noktada özetleyebilirim. ABD tarafından uygulanmaya başlanan %50 oranındaki gümrük vergisi, yılın ikinci yarısında ABD ihracatımız üzerinde olumsuz etki yarattı. Avrupa pazarı yıl boyunca kotalar kıskacında ilerlerken; son çeyrekte SKDM’ye ilişkin belirsizlikler ve kotaların daha da düşeceği yönündeki söylentiler, Avrupa satışlarımızı tüm çelik sektöründe olduğu gibi zayıflattı. Güney Amerika ve MENA pazarlarında ise Çin menşeli ürünlerin varlığı çok daha hissedilir hâle geldi.

Bu zorlu tabloya rağmen süreci kontrollü büyüme, güçlü ihracat ve finansal disiplinle yönetmeye odaklandık. Arz-talep dengesizliklerinin, ticaret kısıtlamalarının ve fiyat baskılarının yoğun olduğu bir ortamda, coğrafi olarak çeşitlendirilmiş satış yapımız ve katma değer odaklı stratejimiz sayesinde pozitif ayrışmaya çalıştık. 2024 yılına kıyasla 2025 yılında satışlarımızı %15’in üzerinde artırdık. İhracatımız ise toplam satışların %80’ini aştı. Bu yapı, dalgalı piyasa koşullarında bizim için en önemli denge unsurlarından biri oldu.

Özetle; 2025, çelik sektörü için zor bir yıl olurken; biz bu ortamda hızlı büyümekten ziyade sağlam durmayı, hacimden çok nitelikli büyümeyi ve risk almaktan ziyade istikrarı korumayı tercih ederek sürdürülebilir bir performans sergiledik.

“Hızlı büyümekten ziyade sağlam durmayı, hacimden çok nitelikli büyümeyi tercih ettik”

2026 yılı için neler bekliyorsunuz? AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) süreci çelik sektörünü sizce ne ölçüde hazırlıklı yakaladı? Bu konudaki düşünceleriniz neler?

2026’da da temkini elden bırakmayacağız. Çünkü önümüzdeki yıl da sektör açısından zorlu ve dikkatle yönetilmesi gereken bir yıl olacak.

Talep tarafında sınırlı bir hareketlilik öngörülmekle birlikte, ticaret politikaları, jeopolitik belirsizlikler ve maliyet baskılarının piyasayı etkilemeye devam etmesini bekliyoruz. Dünya Çelik Birliği ve OECD gibi kurumların analizleri de hızlı bir toparlanmadan ziyade kontrollü ve kırılgan bir dengeye işaret ediyor.

Avrupa’da ise asıl belirleyici konu CBAM ve yeşil dönüşüm olacak. 2026, sürdürülebilirliğin artık bir söylem değil, doğrudan maliyet ve rekabet başlığı hâline geldiği bir yıl olacak. Bu durum hem Avrupa üreticileri hem de Avrupa’ya ihracat yapan firmalar için yeni bir denge arayışı anlamına geliyor.

“Yılın ikinci yarısında üretim ve iç tüketimde artışlar görülse de bu tablo sektör için rahatlama anlamına gelmedi”

Türkiye ise bu kota uygulamaları ve ilave vergilendirme mekanizmaları gibi kısıtlayıcı ticaret unsurlarından en derin etkilenecek ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Küresel ölçekte fazla kapasite sorunu 2026’da da çözülmüş olmayacak. Bu nedenle fiyatların kalıcı ve güçlü bir şekilde toparlanması zor görünüyor; maliyetini, nakdini ve riskini iyi yöneten firmalar öne çıkacak.

Ülkemiz için 2026 yine seçici ve dikkatli olunması gereken bir yıl olacak. İç talepte altyapı, sanayi ve enerji yatırımları belirleyici olurken; ithalat baskısı, ihracat pazarlarındaki yoğun rekabet ve yüksek finansman maliyetleri şirketleri zorlamaya devam edecek. Bu zorlu piyasa koşullarında verimlilik, maliyet disiplini, operasyonel esneklik ve katma değerli ürün üretimine yönelim her zamankinden daha önemli olacak.

Biz şirket olarak 2026’nın, 2025’e kıyasla daha dengeli ve öngörülebilir bir yıl olabileceğini değerlendiriyoruz. Ancak belirsizliklerin yüksek olduğu bir sektörde, iyimser senaryolara yaslanarak hareket etmiyoruz. Tüm planlamalarımızı en olumsuz senaryoyu esas alarak yapıyor; bu yaklaşımı kısa vadeli bir önlem değil, uzun vadeli sürdürülebilirlik stratejimizin ayrılmaz bir parçası olarak benimsiyoruz.

2026 ve sonrasına hazırlanırken önceliğimizi sahaya daha güçlü ve daha donanımlı çıkmaya veriyoruz.

Satış organizasyonumuzu istikrarlı biçimde güçlendirerek hem ihracat pazarlarında hem de iç piyasada daha seçici, daha aktif ve daha etkin bir yapı kurmayı hedefliyoruz. Pazarlama ekibimizle birlikte, gelecek stratejilerimizi şekillendiren çalışmalar yürütürken; çözüm odaklı yaklaşımımızla hizmet kalitemizi bir üst seviyeye taşımayı önceliklendiriyoruz.

Sürdürülebilirlik çalışmalarımızı ise hız kesmeden devam ettiriyoruz. Bu sürecin en önemli unsurlarından biri olan verimlilik konusunda tüm ekiplerimizle birlikte kararlılıkla çalışıyor; maliyetlerimizi kontrol altında tutacak, operasyonel dayanıklılığımızı artıracak yapısal adımlar atıyoruz.

Türkiye’nin geleceğine olan güçlü inancımızla, fark yaratan bir şirket olma hedefi doğrultusunda daha planlı, daha disiplinli ve daha kararlı bir şekilde ilerlemeye devam edeceğiz. Bizim için 2026 ve sonrası; sadece bugünü yönetmek değil, yarını daha sağlam inşa etmek anlamına geliyor.

“Küresel ölçekte fazla kapasite sorunu çözülmeden fiyatların kalıcı şekilde toparlanması zor görünüyor”