British Steel, Ankara - İzmir Hızlı Tren Hattı’na 36 bin Ton Ray Tedarik Edecek.
İngiltere merkezli British Steel, Türkiye’ye yaptığı yeni ray ihracatı anlaşmasıyla üretimini yeniden hızlandırdı. İki yıl içinde toplam 65 milyon sterlini bulan siparişlerin ardından imzalanan üçüncü sözleşme, şirketin iflas sürecinden çıkıp tesislerini kesintisiz üretime döndürmesinde önemli rol oynadı. Ankara - İzmir Hızlı Tren Hattı için 36.000 Ton Ray ihtiyacı İngiliz British Steel’den tedarik edilecek. Batmak üzere olan British Steel, bu anlaşma ile 3 vardiya ray üretimi yapar hale gelmiş olacak. Başka bir ifadeyle; bir dönem kapanma riski yaşayan bir Avrupa çelik üreticisinin yeniden ayağa kalkmasında Türkiye önemli bir müşteri konumuna geldi.
Biz Aslında Kimi Büyütüyoruz?
Ancak bu gelişme, demiryolu yatırımlarını hız kesmeden sürdüren Türkiye açısından farklı bir soruyu gündeme getiriyor: Biz aslında kimi büyütüyoruz? Türkiye, ray üretimi konusunda dışa bağımlı bir ülke değil. Aksine, bu alanda yıllardır üretim yapan, uluslararası standartlarda sertifikasyonlara sahip ve ağır hizmet raylarında uzmanlaşmış köklü bir üreticisi var: KARDEMİR. Uzun yıllardır yüksek hızlı tren hatları, konvansiyonel hatlar ve ağır tonajlı yük taşımacılığı için ray üreten KARDEMİR, teknik kapasite, kalite standardı ve üretim deneyimi açısından bu pazarda yabancı rakipleriyle rekabet edebilecek bir konumda.
Yerli Üretim İmkânı Varken, Siparişler Neden Yurt Dışına Yöneliyor?
Bu sorunun merkezinde teknik yetersizlikten çok finansman meselesi duruyor. Yabancı üreticiler, kendi ülkelerinin ihracat kredi kuruluşları aracılığıyla uzun vadeli, uygun maliyetli finansman paketleri sunabiliyor. Alıcı açısından bakıldığında bu teklifler kısa vadede cazip görünebiliyor. Projelerin nakit akışını rahatlatan bu model, karar süreçlerinde belirleyici olabiliyor.
Ancak burada kritik bir eşik var: Eğer tercih kriteri üretim kabiliyeti değil de finansman kolaylığıysa, o zaman mesele ticari rekabetten çıkıp sanayi politikası konusuna dönüşür. Çünkü ray, sıradan bir sanayi ürünü değildir. Demiryolu yatırımları onlarca yıllık stratejik altyapılardır. Bu altyapının en kritik bileşenlerinden birini ithal etmek, sadece döviz çıkışı anlamına gelmez; aynı zamanda yerli kapasitenin tam kullanılmaması, ölçek ekonomisinin zayıflaması ve uzun vadede rekabet gücünün aşınması anlamına gelir.
Daha açık soralım: Zor bir dönemden geçmiş, iflas sürecine girmiş bir yabancı üreticinin yeniden ayağa kalkmasında Türkiye’nin siparişleri belirleyici oluyorsa, aynı destek kendi sanayimiz için neden yapılamıyor?
KARDEMİR’in teknik kabiliyeti tartışma konusu değil. Türkiye’de ray üretim teknolojisi mevcut, kalite standartları karşılanıyor ve lojistik avantaj da yerli üretici lehine. Buna rağmen siparişlerin dışarı yönelmesi, yerli üreticinin finansmana erişim koşullarının uluslararası rakiplerine göre daha dezavantajlı olduğunu düşündürüyor.
Oysa çözüm imkânsız değil. Kamu projelerinde yerli üreticiye uzun vadeli alım garantileri, uygun kredi mekanizmaları veya proje bazlı finansman modelleri oluşturulabilir Bugün yabancı üreticiye avantaj sağlayan ihracat finansmanı benzeri araçlar, yerli sanayi için de kurgulanabilir.
Sanayi politikası tam da bu noktada anlam kazanır. Çünkü mesele sadece bir ray ihalesi değil; kapasiteyi korumak, istihdamı sürdürmek ve stratejik üretim alanlarında bağımsızlığı güçlendirmektir. Kısa vadede uygun krediyle ithalat yapmak kolaydır. Ama uzun vadede güçlü olan, kendi üreticisini finansmanla da rekabet edebilir hale getiren ülkedir.
Ray mı Satın Alıyoruz, Yabancı Ülke Sanayilerini mi Kurtarıyoruz?
Bugün sormamız gereken soru şu: Biz ray mı satın alıyoruz, yoksa başka ülkelerin sanayisini mi finanse ediyoruz? Cevap, sadece bu anlaşmada değil; Türkiye’nin yerli üretime bakışında saklı.















































