Dünya çelik piyasasında tuhaf bir dönemden geçiyoruz.

Fabrikalar çalışıyor.

Üretim artıyor.

Yeni kapasiteler devreye giriyor.

Herkes daha fazla çelik üretmenin hesabını yapıyor.

Peki bütün bu çeliği kim alacak?

Asıl soru bu.

Çünkü dünya artık "Üret, satarsın" dünyası değil.

En kaliteli çeliği üretebilirsiniz.

Fiyatınız uygun olabilir.

Teslimatınız hızlı olabilir.

Ama karşınıza bir kota çıkar.

Olmadı vergi çıkar.

O da yetmezse karbon maliyeti gelir.

Ardından anti-damping soruşturması başlar..

Sonunda anlarsınız ki çeliği fabrikada üretmişsiniz ama sınırdan geçirememişsiniz.

Bugün çelik sektöründe asıl rekabet haddehanede değil, gümrük kapısında yaşanıyor.

ABD kendi üreticisini korumak için tarifeleri yükseltiyor.

Avrupa Birliği ithalat kotalarını daraltıyor.

Çin ise üretmeye ve dünyaya çelik göndermeye devam ediyor.

Herkes serbest ticaretten söz ediyor ama sıra kendi çelik üreticisine gelince kapıları kapatıyor.

Serbest ticaret güzel şeydir.

Tabii başkasının pazarı açık olduğu sürece.

Dünyadaki kapasite fazlasının önemli bölümü Çin'den geliyor olabilir. Fakat Çin'e karşı örülen duvarlar sadece Çin'i durdurmuyor.

Türkiye gibi ihracat yapmadan üretimini sürdüremeyecek ülkeler de aynı duvara çarpıyor.

Türkiye açısından mesele ciddi.

Çelik üretme kabiliyetimiz var.

Esnek tesislerimiz var.

Avrupa'ya yakınız.

Hızlı teslimat yapıyoruz.

Fakat bütün bunlar, pazarın kapısı açıksa işe yarıyor.

Kapı daralınca Avrupa'ya yakın olmanın da pek anlamı kalmıyor.

Burada artık şu gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor:

Daha fazla üretmek, tek başına başarı değildir.

Ürettiğiniz ürünü satamıyorsanız tonaj yalnızca istatistiktir.

Depoda duran çelik, başarı hikâyesi yazmaz.

Türk çelik sektörü yıllarca fiyat, kalite ve teslim süresiyle rekabet etti. Şimdi bunlara bir de diplomasi, karbon, menşe, kota ve ticaret politikası eklendi.

Yani çelik üreticisinin işi artık sadece çelik üretmek değil.

Dünyayı okumak.

Mevzuatı takip etmek.

Yeni pazar bulmak.

Katma değerli ürün geliştirmek.

Ve mümkünse herkesle aynı ürünü üretmemek.

Çünkü herkesin ürettiğini üretip farklı sonuç beklemek, sektör stratejisi değil; toplu iyimserliktir.

Yeni dönemde ton satan değil, çözüm satan kazanacak.

Fiyat veren değil, vazgeçilmez ürün üreten ayakta kalacak.

Fabrikalar çalışmaya devam edecek.

Ocaklar ateşlenecek.

Rulolar çıkacak.

Ama kimin kazanacağına artık sadece üretim gücü karar vermeyecek.

Kararı tarifeler verecek.

Kotalar verecek.

Karbon kuralları verecek.

Kısacası çelik hâlâ fabrikada üretiliyor.

Ama çelik üreticisinin kaderi artık fabrikada yazılmıyor.