Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, SteelTürk Dergisi’ne verdiği özel röportajda, 2025 yılının küresel çelik sektörü açısından yarattığı baskılara, Çin kaynaklı arz fazlasının piyasalara etkisine ve 2026’ya yönelik beklentilere ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Avrupa’nın en büyük üçüncü çelik üreticisi konumuna ulaşan Tosyalı’nın üretimden ihracata, yeşil çelik yatırımlarından Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na kadar uzanan stratejik yol haritasını anlatan Tosyalı, sürdürülebilirlik, verimlilik ve ölçeğin önümüzdeki dönemde rekabetin ana belirleyicisi olacağını vurguladı.

“Dünyanın en hızlı büyüyen ilk üç çelik üreticisinden biri olduk; hedefimiz beş yıl içinde ilk 20’ye girmek”

Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı; 2025 yılına dair çelik sektörü değerlendirmelerini ve 2026 beklentilerini SteelTürk Dergisi’ne anlattı. Gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

2025 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Üretim, ihracat, toplam satış rakamları ve kapasite kullanım oranlarınız hakkında bizlere neler söyleyebilirsiniz?

Tosyalı olarak 3 kıtada 50’ye yakın tesisimiz ve 15.000 çalışanımızla küresel ölçekte faaliyet gösteriyoruz. Bugün geldiğimiz noktada Avrupa’nın en büyük üçüncü çelik üreticisi konumundayız. Aynı zamanda Türkiye merkezli şirketler arasında en yüksek ham çelik üretim kapasitesine sahibiz.

Sürdürülebilirlik, verimlilik ve ölçek odaklı faaliyetlerimizi 2025 yılında da başarıyla devam ettirdik. İç pazarda 2025, tüm üreticiler için olduğu kadar bizim için de zor bir yıl oldu. Uzak Doğu kaynaklı ithalatın getirdiği haksız rekabet, üretim ve satış tarafını baskıladı. Yaptığımız tesis yatırımları ve gerçekleştirdiğimiz stratejik satın alma faaliyetleri sonucunda ürün çeşitliliğimizi ve kapasitemizi daha da artırdık ve bu da değişken pazar koşullarına rağmen satışlarımızı büyütmemize olanak sağladı. 100’ü aşkın ülkeye ihracat yaparken, ihracat pazarlarımızı çeşitlendirmeye ve derinleştirmeye devam ettik. Sadece Türkiye’den değil, yurt dışındaki şirketlerimizden de güçlü bir şekilde ihracat gerçekleştirdik.

2025 yılında üretimden satışlarımız 13 milyon ton seviyesine, toplam ciromuz ise 9 milyar dolara yaklaştı. 2025’te ihracatımızı dolar bazında artırarak 2 milyar doların üzerine çıkardık.

Çin’in agresif ihracat politikaları, ABD’nin ve AB ülkelerinin uyguladığı ithalat vergileri – kotalar firmanıza ve Türk çelik sektörüne sizce nasıl yansıdı?

Çin’in yüksek üretim seviyeleri nedeniyle ortaya çıkan küresel arz fazlası, uzun bir süredir hem iç pazarda hem de ihracat pazarlarında dengeleri bozan temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor. Üstelik ABD’nin Çin menşeli ürünlere uyguladığı gümrük tarifeleri geçen yıl bu süreci daha da hızlandırdı. Bu gelişme ile Çin, ABD pazarına yönlendiremediği ürünleri diğer ihracat pazarlarına çok daha agresif fiyatlarla sunmaya başladı. Bu yüzden hem iç pazarımız ciddi bir baskı altında hem de ihracat performansımız bu küresel durumdan olumsuz etkileniyor.

İç pazarda demir-çelik üreticileri, son iki yıldır bu gelişmelerin yarattığı yoğun baskı altında faaliyet göstermeye çalışıyor. Bu nedenle, iç pazarımızı korumaya yönelik olarak ilgili bakanlıklarımız tarafından alınan önlemleri daha stratejik bir bakış açısıyla ele almamız ve bu uygulamaları yaygınlaştırmamız gerektiğini düşünüyorum. İhracat tarafında ise faaliyet gösterdiğimiz birçok pazarda Çin kaynaklı bu haksız rekabetle karşı karşıyayız. Öte yandan, söz konusu tablo güçlü olduğumuz pazarlarda ilave riskleri de beraberinde getiriyor. Örneğin, Çinli demir-çelik üreticilerinin Türkiye’yi bir geçiş noktası olarak kullanarak Avrupa pazarına yönelik yeni ihracat kanalları oluşturma ihtimali, sanayimizin Avrupa’daki konumunu ve rekabet gücünü tehdit edebilecek önemli bir risk alanı olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, Uzak Doğu kaynaklı haksız rekabeti değerlendirirken yalnızca iç pazara odaklanan değil, ihracat pazarlarımızı da kapsayan bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde tedbirler almamız gerektiğine inanıyoruz. Yerli üretimi destekleyen ve haksız rekabete karşı stratejik koruma sağlayan uygulamaların hassasiyetle sürdürülmesi bu açıdan büyük önem taşıyor.

Avrupa Birliği, bizim için en önemli ihracat pazarı konumunda bulunuyor. AB’nin toplam çelik ithalatında Türkiye yüzde 21 ile en büyük tedarikçi olurken, Türkiye’nin çelik ihracatında da AB yüzde 41,6 pay ile ilk sırada yer alıyor. Bu nedenle AB pazarındaki her gelişme bizi doğrudan etkiliyor. Mevcut AB koruma önlemlerinin 30 Haziran 2026’da sona erecek olması ve yeni ithalat rejimi kapsamında gümrüksüz ithalat kotasının yüzde 47 oranında azaltılması ile kota dışı ithalata yüzde 50 oranında caydırıcı gümrük vergisi uygulanacak olması, Türkiye’deki çelik üreticileri açısından AB’ye ihracatı daha da zorlaştıracak. ABD’nin tarifelerde yapacağı her türlü değişiklik ve Çin’in buna vereceği karşılık tüm küresel pazarları doğrudan etkileyecek. Buna Çinli üreticilerin yarattığı yoğun fiyat baskısını da eklediğimizde, 2026 yılı çelik ihracatçıları için kolay bir yıl olmayacak diyebilirim. 2026’da Çin’deki zayıf iç talep nedeniyle Çinli üreticilerin küresel pazarlara düşük fiyatlarla yönelmeye devam etmesi, çelik sektörü açısından zorlayıcı bir faktör olmayı sürdürecek. Arz ve talep arasındaki dengesizlik nedeniyle küresel çelik piyasasında sınırlı bir değişim bekliyorum.

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) konusunda firma olarak ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz? Kısaca bizleri bilgilendirir misiniz?

Tosyalı olarak son 5 yılda sürdürülebilirlik odaklı projelerimize 6 milyar doların üzerinde yatırım yaptık. Ar-Ge, inovasyon, proses yönetimi ile güneş ve hidrojen gibi yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına dayalı bu yatırımlardan aldığımız güçle üretim tesislerimizin karbon salımını her geçen gün daha da azaltıyoruz. Bu kapsamda, 2025’te 1,2 GW kapasiteli ülkemizin en büyük öz tüketim GES projelerinden biri için ilk adımı Osmaniye’deki ilk faz çalışmalarıyla attık. Böylece öz tüketimimizin %50’ye yakınını GES’ten sağlayacağız. Bununla birlikte, tesislerimizde temiz bir enerji kaynağı olan yeşil hidrojenin üretimde kullanılmasına dair çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Cezayir’deki ikinci DRI tesisimiz, kullandığı ileri teknoloji sayesinde hem doğalgaz hem de küçük bir modifikasyonla %100 hidrojenle çalışabilme özelliğiyle dünyada ticari üretime başlayan ilk tesis oldu. Hidrojen uyumlu DRI tesislerimiz dışında üretimde hidrojen kullanımına dair farklı teknolojilere yönelik araştırma ve geliştirme çalışmalarımız da devam ediyor.

Tüm bu yatırımların ve çalışmaların sonucunda, bugün dünyada öncü yeşil çelik üreticilerinden biri olarak kabul görüyoruz. Bu hem marka değerimizi artıyor hem de küresel pazarlarda rekabet avantajı yaratıyor. Maliyetlerimizi aşağı çekerken enerji ve su verimliliği başta olmak üzere proses yönetiminde işimizin sürdürülebilirliği açısından çok önemli kazanımlar sağlıyoruz. Uçtan uca sadece kendi hammaddelerimizle ürettiğimiz ürünlerde ise ürün bazlı emisyonlarda rakiplerimizden neredeyse %50 daha az karbon salımı gerçekleştiriyoruz. Sürdürülebilirlik odaklı tüm yatırımlarımızın bir sonucu olarak sertifikalı yeşil çelik ürünlerimizden oluşan Tosyalı V-Green markamızı müşterilerimize sunarak küresel rekabet gücümüzü artırmaya devam ediyoruz. Özellikle Sınırda Karbon Düzenleme uygulamasının mali yükümlülüklerinin 2026 yılı itibarıyla başlamasıyla şirketlerin gerçekleştireceği ihracata karbon maliyetlerinin eklenmesi gündemde. Tosyalı olarak sürdürülebilirliğe uzun yıllardır yaptığımız tüm bu yatırımların bizi AB başta olmak üzere farklı pazarlarda çok daha rekabetçi kılacağına inanıyoruz.

2026 yılı ve akabinde firma olarak proje ve hedeflerinizden bizlere bahseder misiniz? 2026 sizce nasıl bir yıl olacak? (çelik fiyatları, arz-talep, piyasalar vb)

2025 yılında dünya çelik üretiminde bir azalış görüldü. İç pazarda hem üretim hem de tüketim tarafında tonaj olarak çok sınırlı bir artış oldu. Özellikle Çin’in kapasite fazlasını çok düşük fiyatlarla dünya pazarlarına yönlendirmesi son iki yıldır küresel pazarı çok zorluyor. Bu sebeple hem iç pazarda hem de ihracat pazarlarında bu etkiyi 2026’da da görmeye devam edeceğiz. Tarifelerle ilgili gelişmeler de bu durumu etkileyecek bir faktör olarak gündemde olacak. İç pazar için enflasyona paralel olarak faizlerin düşeceği öngörüsü gerçekleşirse yurt içi tüketim ve üretimde kademeli iyileşme eğilimi devam edecektir. En büyük ihracat pazarımız olan AB ile çelik sektörü odağında yaşanan çok yönlü sıkıntılar ve küresel pazarlardaki ekonomik aktivitedeki zayıflıklar, 2026’da zorlayıcı olacaktır. Bu gelişmelerle birlikte 2026 çelik ihracatçıları için kolay bir yıl olmayacak ama sınırlı da olsa olumlu yönde bir değişim olacağını düşünüyorum.

Tosyalı olarak geçen yıllarda olduğu gibi 2026’da da ilk üç önceliğimiz sürdürülebilirlik, verimlilik ve ölçek olacak. Sürdürülebilirlik, demir-çelik sektörü başta olmak üzere birçok sektör için dünyada belirleyici bir faktör olmaya devam ediyor. Özellikle bizim gibi küresel olarak nitelikli yeşil çelik ürünleriyle rekabet gücünü artıran bir şirket için sürdürülebilirlik, 2026’da çok daha kritik bir unsur haline gelecek. AB Yeşil Mutabakatı kapsamında Sınırda Karbon Düzenleme uygulamasının mali yükümlülüklerinin 2026 yılı itibarıyla başlamış olması, yeni bir rekabet barometresi oluşturdu. Biz de yeşil çelik üretimimizle başta AB olmak üzere küresel pazarlarda çok daha güçlü bir şekilde var olacağız.

Bununla birlikte sürdürülebilirliğin en önemli parçalarından birinin verimlilik olduğu çoğu zaman unutuluyor. Biz Tosyalı olarak uzun yıllardır ileri teknolojiye yaptığımız yatırımlarla ve döngüsel üretim yaklaşımımızla verimliliğimizi her geçen gün daha da artırıyoruz. 2026’da verimlilik odaklı, daha az kaynak tüketerek, daha fazla üretim yapmaya yönelme stratejimizi daha da güçlü bir şekilde uygulayacağız.

Diğer taraftan Türkiye’deki yatırımlarımıza devam ederken yurt dışında Cezayir, Libya ve İspanya’daki stratejik yatırımlarımızla birlikte hammaddeden nihai ürüne kadar uzanan bir çelik ekosistemi inşa ediyoruz. Yaptığımız yatırımlarla birlikte ölçeğimizi her geçen gün daha da büyütüyoruz, nitelikli ürün kapasitemizi de artırıyoruz.

Bu çerçevede 2026’da tüm tesislerimizle dengeli bir büyüme stratejisi izlemeye devam edeceğiz. Afrika’da devam eden yatırımlarımız ile birlikte yeni üretim kapasiteleri oluşturmaya, Türkiye’de ise hem derinleşmeye hem de komşu pazarlara açılmaya odaklanacağız.

Planlı yatırımlarımızın hepsine aralıksız olarak devam ediyoruz. Son dönemdeki en güncel yatırım hamlelerimizden birini Libya’da gerçekleştirdik. Bingazi’de, toplam 8.1 milyon ton kapasiteli dünyanın en büyük DRI tesislerini kurmak üzere Tosyalı SULB’u kurduk. Üç fazdan oluşacak olan entegre demir-çelik tesisinin ilk fazı olan 2.5 milyon ton kapasiteli kısmı için yatırımımız başladı.

2026’da yurt dışındaki tesislerimizin güçlü üretim kapasitesine ek olarak, ihracat coğrafyalarımızı çeşitlendirip mevcut pazarlarımızdaki konumumuzu güçlendirerek ciromuzdaki yurt dışı payını artırmaya devam edeceğiz.

Sürdürülebilirlik, verimlilik ve ölçek odaklı yatırımlarımızın bir sonucu olarak geçen yıl dünyanın en hızlı büyüyen ilk 3 çelik üreticisinden biri olduk. Hedefimiz önümüzdeki 5 yıl içinde ilk 20 çelik üreticisinden biri olmak. Bu hedefe kararlı bir şekilde ilerleyeceğimiz 2026 yılında, üretimimizi 15 milyon tona çıkarmayı hedefliyoruz. Ciromuzun ise küresel çelik fiyatlarındaki paralel seyri de düşünürsek 10 milyar dolara yakın gerçekleşmesini bekliyoruz.