Sanayide değişen ihtiyaçlar, makine üretimini yalnızca ekipman geliştiren bir alan olmaktan çıkarırken; verimlilik, sürdürülebilirlik ve akıllı proses çözümlerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Damla Makina Yönetim Kurulu Başkanı Damla Macit Çörtük ile Damla Makina’nın dönüşümünü, demir çelik sektörüne yönelik çözümlerini ve geleceğin üretim teknolojilerine bakışını konuştuk.

“Damla Makina’yı makine üreten değil, teknoloji geliştiren bir mühendislik şirketi olarak konumlandırıyoruz”

“Beyaz cürufu atık olarak değil, yeniden ekonomiye kazandırılacak bir kaynak olarak görüyoruz.”

Damla Makina’yı bugün geldiği noktaya taşıyan gelişim sürecini ve şirketinizin makine imalatı ve endüstriyel çözümler alanındaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Hangi ürün ve teknolojilerinizle müşterilerinize değer katıyorsunuz?

Damla Makina’nın gelişim sürecinin temelinde sahayı anlamak, problemi kaynağında görmek ve müşteriye standart bir makine yerine gerçek ihtiyacına yönelik mühendislik çözümü sunmak bulunuyor.

Biz kendimizi yalnızca makine üreten bir firma olarak tanımlamıyoruz. Üretim tesislerinde verimliliği artıran, operasyonel kayıpları azaltan, bakım süreçlerini kolaylaştıran ve mümkün olduğunca atıkları yeniden ekonomik değere dönüştüren sistemler geliştirmeyi hedefliyoruz.

Konveyör ve taşıma sistemleri, kırma-eleme ekipmanları, paketleme ve paletleme hatları, bunker ve yükleme sistemleri, özel proses makineleri ve tesise özel mekanik çözümler üzerinde çalışıyoruz.

Özellikle demir-çelik sektöründe son dönemde odağımızı proses verimliliği, atık yönetimi ve geri kazanım teknolojilerine yönelttik. Atıkların ayrıştırılması ve yeniden değerlendirilebilmesine yönelik proses ve tesis çözümleri geliştiriyoruz.

Bizim için başarılı bir proje yalnızca çalışan bir makine teslim etmek değildir. Müşteriye ölçülebilir bir ekonomik fayda sağlaması gerekir.

Daha az enerji tüketimi, daha düşük bakım maliyeti, daha az iş gücü ihtiyacı, daha uzun ekipman ömrü ve daha yüksek üretim sürekliliği bizim tasarım anlayışımızın temelini oluşturuyor.

Üretim tesislerinde verimlilik, otomasyon ve üretim sürekliliği her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Damla Makina olarak işletmelerin bu ihtiyaçlarına yönelik hangi teknolojik çözümleri sunuyorsunuz? Makinelerinizin sağladığı başlıca avantajlar neler?

Sanayide üretim kapasitesi kadar önemli olan diğer konu, üretimin sürdürülebilir ve kesintisiz olmasıdır.

Plansız bir duruş yalnızca üretim kaybı anlamına gelmez; enerji, iş gücü, bakım ve teslimat süreçlerinin tamamını etkileyen ciddi bir maliyet oluşturur.

Bu nedenle sistemlerimizi tasarlarken yalnızca saatlik kapasiteye değil, toplam işletme performansına bakıyoruz.

Otomasyon sistemleri, seviye sensörleri, debi ve basınç kontrolleri, sıcaklık ölçümleri, motor yüklerinin izlenmesi ve proses içerisindeki kritik noktaların PLC üzerinden kontrol edilmesi gibi teknolojileri projelerin ihtiyacına göre sisteme entegre ediyoruz.

Bir diğer önemli yaklaşımımız ise problemi mümkün olduğunca prosesin başlangıcında çözmek.

Atık, katı madde veya prosesi olumsuz etkileyen bir bileşen doğru noktada sistemden ayrıldığında, yalnızca bir ekipman değil; sistemin devamında bulunan pompalar, filtreler, vanalar, boru hatları ve diğer yardımcı ekipmanlar da korunmuş oluyor.

Dolayısıyla tasarım felsefemizi tek bir cümleyle ifade edebilirim:

“Problemi taşımak yerine kaynağında çözmek.”

Bu yaklaşım bakım maliyetlerini azaltırken üretim sürekliliğine ve tesis verimliliğine de doğrudan katkı sağlıyor.

Demir çelik sektöründe üretim kadar ürünlerin sevkiyata hazırlanması, paketlenmesi, paletlenmesi ve lojistik süreçleri de büyük önem taşıyor. Damla Makina’nın özellikle bu alanlarda demir çelik üreticilerine ve servis merkezlerine sunduğu çözümler neler? Sektöre özel geliştirdiğiniz uygulamalardan söz eder misiniz?

Demir çelik sektöründe üretim hattının sonunda başlayan lojistik operasyonlar, çoğu zaman üretimin kendisi kadar kritik hale geliyor.

Ürünün hattan alınması, taşınması, istiflenmesi, paketlenmesi, paletlenmesi ve sevkiyata hazırlanması sırasında oluşabilecek küçük bir darboğaz dahi bütün üretim hattını etkileyebilir.

Damla Makina olarak bu nedenle üretim sonu operasyonlarını ayrı bir makine grubu olarak değil, üretim prosesinin devamı olarak değerlendiriyoruz.

Konveyör sistemleri, transfer hatları, istifleme ve paletleme sistemleri, bunkerler, özel taşıma ekipmanları, paketleme hatları ve tesise özel mekanik çözümler geliştiriyoruz.

Buradaki en önemli avantajlarımızdan biri, standart bir ürünü her fabrikaya uygulamaya çalışmak yerine, tesisin mevcut saha koşullarına göre tasarım yapmamız.

Her tesisin üretim kapasitesi, ürün ölçüsü, saha alanı, vinç sistemi, operatör düzeni ve lojistik akışı birbirinden farklıdır.

Bu nedenle önce prosesi analiz ediyor, ardından mekanik tasarımı oluşturuyoruz.

Amacımız yalnızca ürünü A noktasından B noktasına taşımak değil; üretim sonundaki zaman kayıplarını, gereksiz insan müdahalesini ve operasyonel riskleri minimum seviyeye indirmek.

Enerji maliyetleri, iş gücü verimliliği ve sürdürülebilir üretim bugün sanayicilerin en önemli gündem maddeleri arasında. Damla Makina’nın geliştirdiği sistemlerde enerji verimliliği, otomasyon ve operasyonel maliyetlerin azaltılması konusunda nasıl bir yaklaşım izliyorsunuz?

Enerji verimliliğini yalnızca daha düşük güçlü bir motor kullanmak şeklinde değerlendirmiyoruz.

Gerçek enerji verimliliği prosesin tamamını doğru tasarlamakla başlar.

Örneğin bir üretim tesisinin proses suyunda bulunan katı maddeler, yağlar veya diğer istenmeyen bileşenler mümkün olduğunca erken aşamada sistemden ayrıştırıldığında, sistemin devamında bulunan pompaların, filtrelerin ve yardımcı ekipmanların yükü azaltılabilir.

Bunun sonucunda ekipman aşınmasının azalması, filtrelerin daha verimli çalışması, bakım periyotlarının uzaması ve kullanılan arıtma kimyasallarının azaltılması mümkün hale gelebilir.

Biz sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir başlık olarak görmüyoruz. Aynı zamanda doğrudan üretim maliyetlerini etkileyen bir mühendislik konusu olarak değerlendiriyoruz.

Sürdürülebilirlik yaklaşımımızı dört başlıkta özetleyebiliriz:

Daha az su, daha az enerji, daha az kimyasal ve daha fazla geri kazanım.

Çevresel fayda ile ekonomik faydanın birbirinden ayrı düşünülmemesi gerektiğine inanıyoruz.

Doğru mühendislik uygulandığında sürdürülebilirlik, işletmenin maliyetlerini düşüren ve rekabet gücünü artıran önemli bir avantaja dönüşüyor.

 “Makine üretmenin ötesinde, sanayinin geleceğini tasarlıyoruz”

Son dönemde Damla Makina açısından öne çıkan yatırımlar, yeni ürünler, projeler veya teknolojik çalışmalar neler oldu? Özellikle 2025-2026 dönemini şirketiniz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

2025-2026 dönemini Damla Makina açısından önemli bir dönüşüm süreci olarak değerlendiriyorum.

Bu dönemde klasik makine imalatının yanında proses geliştirme, geri kazanım, sürdürülebilir üretim ve Ar-Ge odaklı projelere daha fazla ağırlık vermeye başladık.

Özellikle demir çelik sektöründe oluşan atıkların ve yan ürünlerin ayrıştırılması, yeniden değerlendirilmesi ve üretim prosesine sağlayabileceği katkılar üzerine yoğunlaşıyoruz. Buradaki yaklaşımımız yalnızca bir atığın sistemden uzaklaştırılması değil; mümkün olduğunda bu malzemelerin ekonomik değerinin araştırılması ve yeniden kullanılabilir hale getirilmesi.

Aynı zamanda üretim proseslerinde kullanılan suyun daha verimli yönetilmesi, katı madde ve yağ yükünün azaltılması, pompaların, boru hatlarının, filtrelerin ve soğutma sistemlerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi üzerine de çalışmalar yürütüyoruz.

Bu nedenle 2025-2026 dönemini bizim açımızdan yalnızca üretim kapasitesinin artırıldığı bir dönem değil, makine üretiminden proses teknolojisi geliştirmeye doğru ilerlediğimiz bir dönüşüm dönemi olarak tanımlayabilirim.

Türkiye’nin güçlü olduğu makine imalatı alanında ihracat önemli bir büyüme alanı olmaya devam ediyor. Damla Makina’nın yurt dışı pazarlarındaki faaliyetleri ve ihracat hedefleri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Önümüzdeki dönemde hangi coğrafyalar sizin için öncelikli olacak?

Türkiye'nin makine imalatında sahip olduğu mühendislik kabiliyeti ve üretim gücü son derece yüksek.

Damla Makina olarak bizim hedefimiz de bu yetkinliği uluslararası pazarlara daha güçlü şekilde taşımak.

Özellikle demir-çelik, maden, çimento ve ağır sanayi yatırımlarının yoğun olduğu pazarları yakından takip ediyoruz.

Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu bizim için öncelikli bölgeler arasında yer alıyor.

Ancak ihracatta yalnızca makine satan bir firma olmak istemiyoruz.

Müşterinin prosesini anlayan, problemi analiz eden, mühendislik çalışmasını yapan, ekipmanı tasarlayan, üreten ve gerektiğinde sistemi anahtar teslim devreye alabilecek bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz.

Uluslararası pazarda rekabetin yalnızca fiyat üzerinden yapılabileceğine inanmıyorum.

Mühendislik kabiliyeti, hızlı çözüm üretme, müşteriye özel tasarım ve satış sonrası teknik destek uzun vadede çok daha belirleyici hale geliyor.

Damla Makina'nın ihracat stratejisini de bu temeller üzerine kuruyoruz.

Sanayide dijitalleşme, akıllı üretim ve Endüstri 4.0 uygulamaları hızla yaygınlaşıyor. Damla Makina’nın ürün ve projelerinde otomasyon, uzaktan izleme, veri analizi ve akıllı üretim teknolojilerinin yeri nedir? Önümüzdeki dönemde bu alanda ne tür gelişmeler göreceğiz?

Gelecekte mekanik olarak iyi çalışan bir makine tek başına yeterli olmayacak.

Makinenin aynı zamanda kendi çalışma verisini üretebilmesi, bu verilerin analiz edilebilmesi ve işletmeye karar desteği sağlayabilmesi gerekecek.

Bu nedenle yeni projelerimizde dijitalleşmeyi tasarımın doğal bir parçası olarak görüyoruz.

Sıcaklık, basınç, debi, seviye, titreşim, motor akımı ve enerji tüketimi gibi parametrelerin izlenmesi sayesinde makinelerin çalışma karakteristiği çok daha sağlıklı takip edilebilir.

Buradaki hedef yalnızca arıza meydana geldiğinde alarm vermek değil.

Asıl hedef, elde edilen veriler yardımıyla bakım ihtiyacını önceden görebilmek ve olası üretim duruşlarının önüne geçebilmek.

Pompa çalışma değerleri, filtre basınç farkları, bunker seviyeleri, su sıcaklığı, enerji tüketimi ve proses yükü gibi parametrelerin birlikte değerlendirilmesi ile üretim çok daha kontrollü yönetilebilir.

Önümüzdeki dönemde Damla Makina sistemlerinin yalnızca mekanik ekipman değil, aynı zamanda veri üreten akıllı proses ekipmanları haline gelmesini hedefliyoruz.

Son olarak, Damla Makina’yı önümüzdeki 3-5 yıllık dönemde nerede görüyorsunuz? Yeni ürün grupları, kapasite yatırımları, ihracat, Ar-Ge ve özellikle demir-çelik sektörü başta olmak üzere Türk sanayisine sunmayı planladığınız yeni çözümler konusunda hedefleriniz neler?

Önümüzdeki 3-5 yıllık dönemde Damla Makina'yı yalnızca makine üreten bir firma olarak değil, özellikle demir-çelik sektöründeki proses problemlerine teknoloji geliştiren bir mühendislik ve Ar-Ge şirketi olarak görmek istiyorum.

Demir içeren yan ürünlerin geri kazanılması, üretim proseslerinde oluşan atıkların yeniden değerlendirilmesi ve bugün ekonomik olarak yeterince değerlendirilemeyen malzemelerin yeniden sanayiye kazandırılması üzerinde çalışmak istiyoruz.

Benim özellikle üzerinde durduğum yeni Ar-Ge alanlarından biri ise beyaz cüruf. Beyaz cüruf konusunda klasik bertaraf yaklaşımının dışına çıkılması gerektiğini düşünüyorum.

Hedefimiz, bu malzemenin fiziksel, kimyasal ve mineralojik özelliklerini sistematik şekilde incelemek; içerisinde geri kazanılabilecek bileşenlerin bulunup bulunmadığını araştırmak ve farklı sektörlerde yeniden kullanım potansiyelini deneysel verilerle ortaya koymak. Burada özellikle altını çizmek istediğim nokta şu:

Henüz sonucunu bildiğimiz bir çalışmadan değil, cevabını deneylerle arayacağımız gerçek bir Ar-Ge sürecinden söz ediyoruz.

Bu nedenle doğrudan ticari bir ürün iddiasıyla hareket etmek yerine önce bilimsel veriyi oluşturmayı hedefliyoruz.

Numune karakterizasyonu, kimyasal ve mineralojik analizler, tane boyutu çalışmaları, ayrıştırma deneyleri ve farklı proses alternatiflerinin değerlendirilmesi ilk aşamadaki çalışma başlıklarımız arasında olacak.

Elde edilen sonuçlara göre daha sonra pilot ölçekli bir proses ve bu prosese uygun makine veya ekipman geliştirilmesi gündeme gelebilir. Ben Ar-Ge'yi, daha önce yapılmış bir makineyi küçük değişikliklerle yeniden üretmek olarak görmüyorum.

Gerçek Ar-Ge'nin, cevabı henüz net olmayan bir soruya mühendislik, bilim ve deney yoluyla cevap aramak olduğuna inanıyorum.

Beyaz cüruf üzerine yapmak istediğimiz çalışmalar da bu anlayışın bir parçası. Bu çalışmaların ilerleyen aşamalarında üniversiteler, akredite laboratuvarlar, demir-çelik üreticileri ve ilgili araştırma kurumlarıyla iş birlikleri kurulmasını önemsiyoruz.

Uzun vadeli amacımız yalnızca bir makine geliştirmek değil; bir atığın veya yan ürünün karakterizasyonundan başlayarak ayrıştırma yöntemini, proses ekipmanlarını, otomasyonunu ve nihai geri kazanım modelini birlikte geliştirebilecek bir teknoloji altyapısı oluşturmak. Damla Makina'nın gelecekteki başarısını yalnızca ürettiğimiz makine sayısıyla ölçmek istemiyorum.

Bir fabrikanın ne kadar enerji tasarrufu yapmasını sağladık? Ne kadar suyun yeniden kullanılmasına katkıda bulunduk? Ne kadar atığı tekrar ekonomik değere dönüştürdük? Kaç proses problemini Türkiye'de geliştirdiğimiz mühendislik çözümleriyle çözebildik?

Benim için gerçek başarı kriterleri bunlar olacak.

Önümüzdeki dönemde hedefimiz; Ar-Ge yapan, ihracat yapan, özgün proses teknolojileri geliştiren ve özellikle demir-çelik sektöründe Türk mühendisliğini uluslararası pazarda temsil eden güçlü bir Damla Makina oluşturmak.

Çünkü geleceğin sanayisinde kazananlar yalnızca daha fazla üretenler değil; daha az kaynak kullanarak daha fazla değer üretebilenler olacak.