Küresel çelik piyasalarında artan korumacılık, fiyat baskısı ve yüksek finansman maliyetleriyle geçen 2025 yılı, Hasçelik açısından dönüşümün somut çıktılarla desteklendiği bir dönem oldu. Bilecik Osmaneli’nde devreye alınan yeni nesil çelikhane yatırımıyla çevreci üretim anlayışını sahaya taşıyan şirket, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretimi stratejisinin merkezine aldı.
Çin’in agresif ihracat politikaları ile ABD ve Avrupa Birliği’nin ticaret savunma önlemlerinin küresel rekabeti daha da sertleştirdiğine dikkat çeken Hasçelik Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Adnan Naci Faydasıçok, 2026’ya girerken standart ürünlerden ziyade vasıflı ve özel çeliklerin öne çıkacağına işaret ediyor. Yeşil çelik yatırımları, enerji verimliliği ve dijitalleşme odağında ilerleyen bu dönüşümün, hem Hasçelik hem de Türk çelik sektörü için kalıcı bir rekabet avantajı yaratacağını vurguluyor.
Hasçelik Yönetim Kurulu Başkanı ve Ceo’su Adnan Naci Faydasıçok, 2025 yılına dair çelik sektörü değerlendirmelerini ve 2026 beklentilerini SteelTürk Dergisi’ne anlattı. Gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşıyoruz.
“2025, Hasçelik için dönüşümün somut sonuçlarla sahaya yansıdığı bir yıl oldu”
2025 yılı firmanız açısından nasıl geçti?
2025 yılı Hasçelik için dönüşüm ve büyümenin somut çıktılarla pekiştiği bir yıl oldu. Stratejik hedeflerimiz doğrultusunda ürün çeşitliliğimizi ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarımızı kararlılıkla hayata geçirdik.
Bu dönemde en önemli kilometre taşlarımızdan biri, Bilecik Osmaneli’ndeki yeni nesil çelikhane yatırımımızın faaliyete geçmesi oldu. Böylelikle Hasçelik’in geleceğinde yeni bir sayfa açmış ve çevreci üretim yaklaşımımızı sahaya yansıtmış olduk.
Ayrıca, müşteri memnuniyetinde sürdürülebilirliği sağlamak, dijitalleşme projelerini yaygınlaştırmak ve çalışan deneyimini iyileştirmek gibi hedeflerimizde de belirlediğimiz yol haritasına paralel bir ilerleme gösterdik. Böylece 2025 yılını belirlediğimiz kurumsal hedeflerin büyük bölümüne ulaşarak geçirdik diyebiliriz.
Çin’in agresif ihracat politikaları, ABD’nin ve AB ülkelerinin uyguladığı ithalat vergileri – kotalar firmanıza ve Türk çelik sektörüne sizce nasıl yansıdı?
Son yıllarda Çin’in iç talebi desteklemek adına üretim kapasitesini sübvanse etmesi ve ihracatı fiyat odaklı bir denge unsuru olarak kullanması, küresel çelik piyasalarında ciddi bir dengesizliğe yol açıyor. Çin menşeli ürünlerin maliyetin altında sayılabilecek fiyatlarla üçüncü ülke pazarlarına yönelmesi, özellikle katma değerli ve kalite odaklı üretim yapan Türk çelik sanayicileri üzerinde ciddi bir rekabet baskısı oluşturuyor.
ABD ve AB’nin uyguladığı ithalat vergileri, kotalar ve ticaret savunma önlemleri ise kendi üreticilerini korurken Türk çelik sektörünün bu pazarlara erişimini zorlaştırıyor. Bu durum rekabet ortamını daraltarak ihracattaki büyümeyi sınırlandırıyor.
Hasçelik özelinde baktığımızda, ürün gamımızın önemli bir kısmı vasıflı ve özel çeliklerden oluştuğu için bu baskıyı daha sınırlı hissetsek de, küresel fiyat oluşumundaki bozulma ve pazar daralması tüm sektörü etkilediği gibi bizlere de etki ediyor. Bu nedenle, Türkiye’nin de daha etkin ticaret savunma araçlarını devreye alması ve haksız rekabeti önleyici politikaları güçlendirmesinin büyük önem taşıdığını düşünüyoruz.
Ülkemizde uygulanan düşük kur politikası, yüksek faiz oranları ve enflasyona yönelik sıkılaştırılmış mali önlemler çelik sektörüne ve ülke sanayisine sizce nasıl yansıyor? Neler yapılmalı?
Ülkemizde son dönemde uygulanan düşük kur politikası, yüksek faiz ortamı ve enflasyonla mücadele kapsamında alınan sıkılaştırıcı önlemler, özellikle ihracatçı ve sermaye yoğun sektörler üzerinde ciddi bir maliyet baskısı yaratıyor. Çelik sektörü; enerji, ham madde, işçilik ve finansman maliyetleri yüksek olan bir sektör olduğu için bu politikaların etkisini çok daha hızlı ve sert şekilde hissediyor.
Düşük kur, ihracat gelirlerini reel olarak baskılarken; yüksek faiz oranları, yeni yatırım iştahını ve işletme sermayesinin sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor. Bu durum, sanayicinin rekabet gücünü zayıflatırken uzun vadede üretim kapasitesi ile istihdam üzerinde risk oluşturuyor.
Bu noktada, sanayi ve ihracat odaklı bir denge oluşturulması gerektiğine inanıyoruz. İhracatçıya yönelik kur ve finansman desteklerinin artırılması, uzun vadeli ve uygun maliyetli kredi mekanizmalarının devreye alınması ve üretimi önceleyen politikaların güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) konusunda firma olarak ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz? Kısaca bizleri bilgilendirir misiniz?
Çelik sektörü, karbon ayak izini azaltma hedefiyle önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon vergisi gibi düzenlemeler, sektörün sürdürülebilirlik yatırımlarını hızlandırmasını teşvik ediyor. Ancak bu süreç, başlangıçta yüksek yatırım maliyetlerini beraberinde getiriyor ve sektör için zorlu bir adaptasyon süreci gerektiriyor.
Hasçelik olarak bizler de sürdürülebilirlik hedeflerimize uygun adımlar atıyoruz. ISO 50001 enerji verimliliği sertifikamızı aldık ve enerji verimliliği konusundaki çalışmalarımızı artan bir hızla devam ettiriyoruz. Bu süreçte, enerji yoğun üretime yenilenebilir enerji kaynaklarının entegrasyonu ve geri dönüştürülebilir çelik üretimine ağırlık vermek attığımız ilk adımlar arasında yer alıyor.
Bilecik Osmaneli’nde hayata geçirdiğimiz çelikhanemiz Türkiye’de ilk kez hurda ön ısıtma teknolojisi ile manyetik karıştırıcılı elektrikli ark ocağını bir araya getiren yapısıyla enerji tüketimini kayda değer ölçüde azaltılırken, karbon emisyonlarında da ciddi bir düşüş sağlıyor.
Yatay hurda besleme, manyetik karıştırıcılı fırınlar, ters osmosla suyun geri kazanımı ve yağmur suları dahil tüm atık suların yeniden değerlendirilmesi sayesinde çevreci bir üretim gerçekleştiriyoruz. Bu bakımdan Türkiye’nin en yeşil çeliğini üretiyoruz diyebiliriz ve Avrupa’da devreye girecek sınırda karbon vergisine bugünden hazır olmanın gururunu yaşıyoruz.
Ayrıca, 2026 yılı başında da elektrik ihtiyaçlarımız için GES yatırımımızı devreye alarak daha sürdürülebilir olacağız.
Bu dönüşüm önemli. Karbonsuzlaşma yatırımları, enerji verimliliğini artırmanın yanı sıra, üretim süreçlerinde yenilikçi teknolojilerin kullanımını da teşvik ediyor. Ve bunu sektörümüze rekabet avantajı sağlayacak uzun vadeli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz.
2026 yılı ve akabinde firma olarak proje ve hedeflerinizden bizlere bahseder misiniz? 2026 sizce nasıl bir yıl olacak? (çelik fiyatları, arz-talep, piyasalar vb)
Hasçelik olarak katma değerli üretim, enerji verimliliği ve dijitalleşmeye odaklanmayı sürdüreceğiz. Yeni çelikhane yatırımımızla birlikte uluslararası rekabette daha güçlü bir konuma geçmeyi, iç pazarda ise nitelikli üretimle büyümeyi hedefliyoruz.
2026, yatırımlarımızı operasyonel mükemmellik ve sürdürülebilirlik ekseninde güçlendireceğimiz bir yıl olacak. Bilecik çelikhane yatırımımızın tam kapasiteye geçmesiyle birlikte mühendislik, üretim, kalite ve teknik alanlarda istihdamı artırmayı öngörüyoruz. Ayrıca dijitalleşme, proses iyileştirme ve enerji verimliliği projelerimiz için yeni kadrolar açacağız. Grup seviyesinde ise yenilenebilir enerji yatırımları ve teknoloji modernizasyonları önceliğimiz olmayı sürdürecek.
2026 yılına girerken küresel çelik piyasalarında dalgalı ancak temkinli bir toparlanma süreci öngörüyoruz. Çin’in üretim ve ihracat politikaları, ABD ve AB’nin korumacı adımları ile jeopolitik riskler, fiyatlar üzerinde belirleyici olmaya devam edecek.
Arz-talep dengesi açısından bakıldığında, altyapı yatırımları, enerji dönüşümü ve otomotiv gibi sektörlerin çelik talebini desteklemesi söz konusu olsa da bunun vasıflı çelik ürünlerine yönelik olacağını öngörüyoruz. Bu nedenle standart ürünlerden ziyade katma değerli, teknik ve özel çelik üreticilerinin daha avantajlı bir konumda olacağı görüşündeyiz.
2025 yılı pandemi sonrasında başlayan çelik fiyatlarındaki düşüşün dip yaptığı yıl oldu. 2026 yılında artması beklenen talebe paralel olarak fiyatlarda da artış olmaması için bir neden yok. 2026 yılında küresel ekonomide belirsizlikler sürse de Türkiye’nin özellikle sanayi üretimi ve ihracatta dirençli bir performans göstereceğini düşünüyoruz.
“Küresel korumacılığın arttığı bu dönemde, rekabet standart ürünlerde değil; katma değerli ve vasıflı çelikte kazanılacak”













































