Küresel ticarette korumacılığın belirgin biçimde arttığını, ihracatın hem maliyet hem de pazarlara erişim açısından giderek zorlaştığını söyleyen YİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tayfun İşeri, 2025 yılında demir çelik sektörünün büyümeden ziyade mevcut dengeleri korumaya odaklandığını ifade ediyor. ABD ve Avrupa Birliği’nin yerel üretimi önceleyen politikaları, artan gümrük vergileri ve kotaların; Çin’in agresif fiyatlama ve ihracat stratejileriyle birleşerek küresel rekabet koşullarını daha da sertleştirdiğine dikkat çeken İşeri, bu tablonun Türkiye’nin ihracat performansı üzerinde hem tonaj hem fiyat baskısı yarattığını vurguluyor. 2026 yılına girilirken ise sektörün; düşmesi beklenen faizler, yeni projelerle desteklenecek talep ve küresel ticaretteki yön arayışıyla birlikte temkinli ancak toparlanma arayışında bir döneme hazırlandığına işaret ediyor.

YİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Metin Tayfun İşeri, 2025 yılına dair çelik sektörü değerlendirmelerini ve 2026 beklentilerini SteelTürk Dergisi’ne anlattı. Gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

“2025, global ticarette lokalizasyonun başladığı ve ithalatın bilinçli şekilde pahalılaştırıldığı bir yıl oldu”

2025 yılı demir çelik sektörü açısından nasıl bir yıl oldu?

2025 Yılı Dünya açısında korumacılığın daha da arttığı bir yıl olarak hatırlanacaktır. Geçmişte Dünya Ticaretinde Globalizasyon ön planda iken farklı Serbest Ticaret Anlaşmaları ve getirilen Gümrük vergileri tercih edilen ülkeler ile Bölgesel Ticarete önem kazandırmıştır. Ancak 2025 yılında alınmaya başlanan ilave tedbirler ile özellikle ABD ve Avrupa Birliğinin uygulamaları yerel üretimlerini koruma altına almıştır. Kısacası Lokalizasyon başlatılmış ve ithalat pahalılaştırılmıştır. İhracatın son derece önemli olduğu ülkemizde sektörümüz açısından zor bir yıl yaşanmıştır

Türk çelik sektörü 2025’te küresel çelik piyasalarına kıyasla nasıl bir performans sergiledi? Çin, Avrupa ve Orta Doğu başta olmak üzere dünya pazarlarında yaşanan gelişmeler Türkiye’nin rekabet gücünü sizce nasıl etkiledi?

Türkiye 2025 yılında üretimde az bir artış ve Almanya’nın %10 üretimdeki düşüşü ile Dünya sıralamasında 36 milyon ton ile 7. olmuştur.

Dünya Çelik üretimi %2 mertebesinde gerilerken 2.sıradaki Hindistan ve 11.sıradaki Vietnam %10 artış gerçekleştirmiştir.

Çin %4 üretimdeki düşüşe rağmen toplamdaki üretimden aldığı pay %54 olmuştur. Ancak tüm Ticari engellemelere rağmen 2025 yılında Çin 130milyon ton ihracat ile geçmiş yılların en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Çin fiyat rekabeti, ABD arttırılan gümrük vergileri ve Avrupa kotaları Türkiye’nin ihracatını hem ton olarak hem fiyat olarak olumsuz etkilemiştir.

2026’dan neler bekliyorsunuz sizce fiyatlar nasıl bir yol izleyecek? Türkiye’nin ihraç pazarlarında ne tür gelişmeler olacak?

2026 yılında ABD’nin korumacılığı o bölgede fiyatları yukarda tutmaya devam edecektir. Avrupa’da SKDM/CBAM uygulamaları fiyatları arttıracaktır. Diğer bölgelerdeki gelişmeler tamamen Çin’e bağlı olacaktır. Hindistan’ın da kendi iç piyasalarının güçlü olacağı düşüncesiyle fiyat rekabeti yaratacağını düşünmüyorum. Türkiye’de ise düşecek faizlerin ve yeni projelere bağlı talep artışlarının 2025 yılına yakın bir performans sağlayacağını düşünüyorum. Ancak kolay bir yıl olmayacaktır.

“2026 kolay bir yıl olmayacak; ancak faizlerin düşmesi ve yeni projelerle talebin toparlanmasını bekliyoruz”

2025 yılında üretim, yatırım ve sürdürülebilirlik başlıklarında sektör nasıl bir sınav verdi? AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) süreci çelik sektörünü sizce ne ölçüde hazırlıklı yakaladı? 2026’ya girerken karbon ayak izi, yeşil çelik yatırımları ve rekabet gücü açısından sektörün önündeki en kritik riskler ve fırsatlar neler?

Üretimde genelde bir gerileme oldu, Yatırımlar ABD ve Uzak Doğu ülkelerinde devam etti, Sürdürülebilirlik ile birçok ülkede bulunan firmalar gerekli çalışmaları yapma gayreti içinde bulundular. Ancak daha çok yol alınması gerekeceğini düşünüyorum. Avrupa’nın SKDM/CBAM uygulamasına yönelik bilinmeyen ve cevap alınamayan konular var. 2026 yılında yaşayarak göreceğiz.

Çin’in orantısız fiyat politikaları ve agresif ihracat stratejileri küresel çelik piyasalarını yeniden şekillendiriyor. Bu tablo karşısında Türkiye’nin mevcut önlemlerini yeterli buluyor musunuz; sizce hangi ilave ticaret savunma araçları ve politikalar devreye alınmalı? Söz konusu sürecin hem yerli çelik üreticileri hem de hammaddesi çelik olan imalatçı sektörler (otomotiv, beyaz eşya, makine vb.) üzerindeki olası etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok zor bir soru. Çin geçmişte %10 büyürken çok fazla tehdit olmuyordu. İhracatı 40-50milyon ton civarındaydı. Son birkaç yıldır 100 milyon tonu aşınca ve bu sene 130 milyon tana yaklaşınca korumacılık ön plana çıktı. Birçok ülke ithalata karşı aşırı önlemler alırken ülkemizde bazı önlemler almıştır. Yeterli mi? Emin değilim. Toplam değer zincirine bakmak gerekir. İhracat tüm imalatçı sektörler açsından çok önemli ama istihdamda önemli. Üretim maliyetlerinin ülkemizde yüksek olması, finansmana ulaşımdaki zorluklar ve iç piyasamızdaki daralan talep her geçen gün sıkıntı yaratmakta. 2026 yılında bunların aşılacağını düşünüyorum. Son olarak; 2026 yılının uzun zamandır devam dünyada barış konuşmalarının mutlu sonla bitmesini temenni ediyorum.

“Çin, üretimde düşüşe rağmen 130 milyon tona yaklaşan ihracatıyla fiyat rekabetini daha da sertleştirdi”