Üçüncü Yeşil Çelik Zirvesi’nde konuşan ClimeCo Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Volkan Ural, sürdürülebilirlik dönüşümünün artık şirketler açısından teknik bir raporlama sürecinin ötesine geçtiğini söyledi. Avrupa’ya ihracat yapan firmalar için karbon yönetiminin doğrudan rekabet gücünü belirleyen bir unsur haline geldiğini ifade eden Volkan Bey, Türkiye’nin genç iş gücü, sanayi altyapısı ve devlet destekleriyle bu dönüşümde önemli avantajlara sahip olduğunu vurguladı.

“Kaliteli ve ucuz üretim artık yeterli değil. Avrupa pazarına girebilmek için sürdürülebilirlik kriterlerini karşılamak gerekiyor”

ClimeCo Türkiye’nin faaliyet alanlarından ve çelik sektörüne sunduğunuz hizmetlerden bahsedebilir misiniz?

2009 yılından beri ABD, Kanada ve Singapur’da faaliyet gösteren ClimeCo ve İnteraktif Çevre olarak 2024 yılında ClimeCo Türkiye’yi kurduk ve 2025 yılında faaliyetlere başladık. ClimeCo Amerika’da uzun yıllardır sürdürülebilirlik hizmetleri veren bir şirket. Özellikle sürdürülebilirlik danışmanlığının yanı sıra karbon ticaret pazarında, gönüllü karbon ticareti alanında küresel ölçekte oldukça bilinen bir yapı.

Türkiye’deki RES, GES ve yeşil enerji üreticilerinin de yakından tanıdığı bir şirket olan ClimeCo, bizimle birlikte ClimeCo Türkiye markasıyla Türkiye pazarına giriş yapmış oldu. Birçok endüstride olduğu gibi demir çelik sektöründe de müşterilerimiz bulunuyor. Şu aşamada müşterilerimizin sürdürülebilirlik dönüşümlerine katkıda bulunmak amacıyla şirketlerin tedarik zincirlerinden satış ve pazarlama aşamalarına kadar sürdürülebilirlik projeleri geliştirerek destek oluyoruz. Bunun yanında gönüllü karbon ticareti yapmak isteyen müşterilerimize ClimeCo’nun küresel platformu üzerinden destek verebiliyoruz.

Aynı zamanda bu Yeşil Çelik Zirvesi’nde standını paylaştığımız ATP GreenX firmasıyla stratejik bir iş birliğimiz bulunuyor. ClimeCo Türkiye olarak ATP GreenX ile müşterilerimize gönüllü karbon ticareti pazarında hizmet verebiliyoruz.Türkiye’de emisyon ticaret sisteminin devreye girmesiyle birlikte karbon alanındaki faaliyetlerimizin çok daha genişleyeceğini ve şekilleneceğini düşünüyoruz. Açıkçası emisyon ticaret sisteminin daha aktif hale gelmesini bekliyoruz diyebiliriz. Şu an ClimeCo özelinde sürdürülebilirlik danışmanlığı yapıyoruz ancak ATP GreenX ve ClimeCo’yu birlikte düşündüğünüzde aslında sürdürülebilirlik konusunda müşterilerimize uçtan uca çözüm sunduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.

“Karbon yönetimi artık bir varlık-yokluk meselesi”

Konuşmanızda karbon yönetiminin firmalar için teknik bir konudan öte ‘varlık-yokluk’ meselesi haline geldiğini söylediniz. Şirketler bu dönüşümün ne kadar farkında?

Ben bunu özellikle tekrar tekrar vurguluyorum. Çünkü bu konuda yıllar öncesinden dönüşüm yolculuğuna başlayan ve bugün ciddi mesafe kat etmiş firmalar olduğu gibi, halen bu süreci sadece teknik bir konu olarak gören şirketler de var.

Aslında ben tam olarak bu farkındalığı yaratmak için bunun altını çizmek istiyorum. Konu teknik bir konu değil. Eğer Avrupa pazarına ihracat yapıyorsanız bu doğrudan bir varoluş meselesi. Çünkü siz istediğiniz kadar kaliteli ürün üretin, istediğiniz kadar uygun maliyetle piyasaya sunun; gerekli sürdürülebilirlik kriterlerini karşılayamazsanız müşteriye ulaşamayacaksınız. Avrupa’daki son kullanıcının ya da satın alma departmanlarının sizin varlığınızdan haberi bile olmayacak.

Dolayısıyla burada yerine getirilmesi gereken bazı gereklilikler var ve bu süreç aslında bir ekip işi. Şirketin her departmanının ucundan tutması gereken bir yapıdan söz ediyoruz. Bu süreç basit bir Excel raporlamasının ya da yalnızca teknik bir çalışmanın çok ötesinde. Ayrıca buna sadece ek maliyet gözüyle bakmamak gerekiyor. Çünkü sistemi bir bütün olarak değerlendirdiğinizde aslında sizi veri toplamaya, o veriyi doğrulamaya ve daha iyi yönetmeye yönlendiriyor.

Yani bunu bir ek finansman yükünden ziyade bir optimizasyon mekanizması olarak görmek gerekiyor. Firmalar bu bakış açısıyla yaklaştığında konuya çok daha sağlıklı şekilde adapte olacaklardır. Ve bu süreç aslında Avrupa pazarının kapısını açan anahtar haline gelecek. Çünkü artık sadece kaliteli ve ucuz üretim yapmak yetmiyor. Bir noktadan sonra Avrupa’daki satın alma departmanlarının iş birliği yapacağı listelere girememiş olacaksınız. Ben özellikle bu farkındalığın oluşması için bunun altını çizmek istiyorum.

“Türkiye bu dönüşümde öne çıkabilecek potansiyele sahip”

Son olarak sektöre vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Türkiye birçok yenilikçi konuda her zaman önde koşan bir ülke. Özellikle yetişmiş iş gücümüz ve genç nüfusumuz burada önemli avantaj sağlıyor.Devlet de tüm kurumlarıyla bu dönüşümü ilk günden itibaren destekliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere birçok teşvik mekanizması bulunuyor. Burada önemli olan bu süreci son dakikaya bırakmamak. “Bir başlasın da görelim” yaklaşımı yerine bugünden harekete geçersek Türkiye olarak global ölçekte çok daha güçlü bir yerde olabiliriz.

Bu dönüşümde önde koşmak Türkiye’yi global pazarda çok daha rekabetçi ve öne çıkan bir ülke haline getirecektir. Özellikle yurt dışında da üretim ayak izi bulunan büyük firmalar bu dönüşüme yıllar önce başladı ve önemli yol kat etti. Ancak orta ölçekli şirketler ve KOBİ tarafında hâlâ daha fazla ilgi ve farkındalığa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Devlet bu konuda çok ciddi destekler sağlıyor, birçok kapı açıyor ve teşvik mekanizmaları sunuyor. Firmaların da bu sürece daha fazla ilgi göstermesi gerekiyor.

surdurulebilirlik-artik-teknik-bir-konu-degil-avrupa-pazarinda-var-olma-meselesi-2535.jpg (840×470)