Wire & Tube Fuarı kapsamında Hasçelik standında, Adnan Naci Faydasıçok ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; devreye alınan çelikhane yatırımı, yeşil dönüşüm adımları, küresel rekabet koşulları ve sektörün geleceğine ilişkin önemli değerlendirmeler paylaşıldı. Faydasıçok, hem Türkiye hem de Hasçelik adına stratejik bir eşik olarak gördükleri yatırımın etkilerine dikkat çekti.
“Türk çelik sektörü müthiş bir haksız rekabetle karşı karşıya”
Yakın zamanda devreye aldığınız çelikhane yatırımı hem Hasçelik hem de Türkiye için önemli bir adım oldu. Bu yatırım neleri değiştirdi?
Çelikhane yatırımımızı mayıs ayında devreye aldık ve ilk dökümümüzü gerçekleştirdik. Toplamda 150 milyon euro seviyesinde bir yatırım yaptık. Bu yatırım Hasçelik açısından en başta güvenilir bir hammadde kaynağı oluşturdu. Artık hurdadan kendi çeliğimizi üretebiliyoruz. Bugüne kadar yaklaşık 120 farklı kalitede çelik üretimi gerçekleştirdik. Önceden dış tedarikte bu çeşitlilik oldukça sınırlıydı.
Artık müşterilerimizin teknik şartnamelerine uygun, mühendislik ve vasıflı çelikleri istenilen kalitede üretebiliyoruz. Bu da Hasçelik’in hitap ettiği sektörleri genişletti. Otomotivden makine imalatına kadar orta ve yüksek teknoloji gerektiren alanlara daha güçlü şekilde hizmet veriyoruz.
Bu yatırımın Türkiye açısından katkısı nedir?
Bu yatırım aynı zamanda Türkiye’nin sınırda karbon düzenleme mekanizmasına karşı elini güçlendiren bir adım oldu. Daha önce yüksek fırın kaynaklı kütük kullanılırken, şimdi elektrik ark ocağı ile daha düşük karbon salımıyla üretim yapıyoruz. Elektrik kullanımının artmasıyla karbon emisyonu ciddi ölçüde düşüyor. Bu da hem çevresel hem de rekabet açısından önemli bir kazanım sağlıyor.
Karbon düzenlemeleri ve yeşil dönüşüm kapsamında ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?
Hasçelik olarak karbon düzenlemelerine yaklaşık 5 yıl önce hazırlanmaya başladık. Bu yatırım da aslında o vizyonun bir sonucu. Yeni çelikhanemizde önden ısıtmalı sistemler kullanıyoruz. Hammaddeyi kontrollü şekilde ısıtarak fırına alıyoruz. Bu sayede enerji verimliliği sağlarken daha az doğal gaz ve kimyasal tüketiyoruz. Ayrıca elektrik ark ocağımızda kullanılan elektromanyetik karıştırıcı sayesinde üretim sırasında homojenliği artırıyoruz. Bu teknoloji Türkiye’de ilklerden biri.
Su yönetimi tarafında da geri kazanım sistemleri kurduk. Yağmur suyu dahil olmak üzere kullanılan suyu arıtarak tekrar üretimde kullanıyoruz. Tüm bu yatırımlar, daha düşük karbon ayak izi ile üretim yapmamızı sağlıyor.
Küresel rekabet ve ticaret koşullarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk çelik sektörü ciddi bir haksız rekabetle karşı karşıya. Özellikle Çin tarafında üç temel avantaj var. Birincisi ölçek ekonomisi. Çok büyük bir iç pazar ve üretim kapasitesi var. İkincisi devlet destekleri. Üretimden lojistiğe kadar birçok alanda ciddi teşvikler sağlanıyor. Üçüncüsü ise finansmana erişim. Çok düşük faizlerle uzun vadeli krediler kullanabiliyorlar. Biz ise bu rekabeti büyük ölçüde kendi kaynaklarımızla yürütüyoruz. Buna rağmen güçlü bir üretim yapımız var. Türk çeliği ayakta kaldıkça, Türkiye sanayisi de büyümeye devam edecektir. Ancak bu noktada Türkiye’nin de korumacı politikalarla kendi sanayisini desteklemesi gerektiğini düşünüyoruz.
Avrupa’daki kotalar ve ticaret politikaları sizi nasıl etkiliyor?
Korumacılık artık küresel ölçekte yaygınlaştı. ABD başta olmak üzere birçok ülke kendi çelik sektörünü koruyor. Fiyatlara baktığımızda da bu net şekilde görülüyor. Aynı ürün farklı coğrafyalarda ciddi fiyat farklarıyla satılıyor. Bu da rekabet koşullarını zorlaştırıyor. Bizim beklentimiz, Türkiye’nin de benzer şekilde kendi üreticisini destekleyecek adımlar atması yönünde.
Enerji yatırımlarınızdan da bahseder misiniz?
GES yatırımlarımız devam ediyor. Sivas, Yozgat ve Van’da toplam 35 MW kurulu güce sahip üç ayrı güneş enerjisi santrali kuruyoruz. Kısa süre içinde devreye almayı planlıyoruz. Ancak burada bir konuya dikkat çekmek isterim. Yatırım sürecinde mevzuat değişikliği ile saatlik mahsuplaşmaya geçildi. Bu durum geri dönüş sürelerini uzattı.
Bununla birlikte enerji tüketimi günün tamamına yayılıyor. Sadece güneş enerjisi ile bu ihtiyacı karşılamak mümkün değil. Rüzgar ve hidroelektrik gibi alternatiflerin de devreye alınması gerekiyor. Özellikle rüzgar enerjisi projelerinde yer tahsisi ve izin süreçlerinin kolaylaştırılması gerektiğini düşünüyoruz.
Yeni yatırım planlarınız var mı?
Çelikhane yatırımının ardından üretim süreçlerimizi tamamlayıcı yatırımlara odaklandık. Kütük ebat değişim projeleri ve hadde sonrası katma değeri artıracak çalışmalar yürütüyoruz. Ayrıca enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm kapsamında yatırımlarımız devam ediyor.
Wire & Tube Fuarı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fuar oldukça verimli geçiyor. Dünyanın dört bir yanından katılımcılar var. Hem üreticiler hem de ticaret tarafındaki paydaşlarla bir araya gelme fırsatı buluyoruz.
Bu tür organizasyonlar özellikle ilişki yönetimi ve yeni iş bağlantıları açısından çok değerli. Ancak fuar sayısının fazla olması verimliliği düşürebiliyor. Bu nedenle daha seçici davranarak, daha az ama daha etkili fuarlara katılmayı planlıyoruz.
































