Son iki–üç yıldır çelik sektörünü şekillendiren tablo; yüksek faizler, jeopolitik riskler, korumacı ticaret politikaları ve Çin’in agresif fiyatlaması oldu. Galva Metal Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Kısacıkoğlu, bu zorlu dönemde ayakta kalmanın yolunun üretimi kısmaktan değil, verimliliği artırmaktan geçtiğini vurguluyor. 2025’i bina yatırımları, makine parkı yenilemeleri ve modernizasyon projeleriyle değerlendirdiklerini belirten Kısacıkoğlu, artan maliyetler karşısında sürdürülebilirliğin ancak yatırım ve operasyonel iyileştirmelerle mümkün olduğuna dikkat çekiyor. 2026 için ise talepte canlanma, anti damping kararlarının iç piyasaya etkisi, CBAM’ın Avrupa fiyatlarını yukarı taşıması ve ertelenmiş yatırımların devreye girmesi beklentileriyle daha iyimser bir tablo çizen Kısacıkoğlu, sektörün 2027’ye giderken yeni bir ivme yakalayabileceğini ifade ediyor.
Galva Metal Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Kısacıkoğlu, 2025 yılına dair çelik sektörü değerlendirmelerini ve 2026 beklentilerini SteelTürk Dergisi’ne anlattı. Gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşıyoruz.
2025 yılı demir çelik sektörü açısından nasıl bir yıl oldu?
Son 2-3 yıl hem sektör hem ülke ekonomisi hem de ülkemizin dünyada bulunduğu bölge için keyifsiz geçti. Ekonomik sorunlar, yüksek faiz, savaşlar, korumacı önlemler ve Çin’in agresifliği kaynaklı sıkıntılar oldu. Biz bu dönemi yatırım yaparak değerlendirdik. Hem binamızı büyüttük. Hem makina parkımızda ciddi yenileme ve modernizasyon projeleri yaptık. Kapasitemizi ve daha önemlisi verimliliklerimizi arttırdık. Yükselen üretim maliyetleri karşısında üretimde verimlilik artışı olmadan sürdürülebilir olmak mümkün değil artık. O sebeple bu dönemi önemli geliştirmeler yaparak geçirdik.
Türk çelik sektörü 2025’te küresel çelik piyasalarına kıyasla nasıl bir performans sergiledi? Çin, Avrupa ve Ortadoğu başta olmak üzere dünya pazarlarında yaşanan gelişmeler Türkiye’nin rekabet gücünü sizce nasıl etkiledi?
En büyük sorun, Çin’in iç tüketiminin düşmesi ve %80 oranında devlet sahipliğinde olan üretimin, kar- zarar fazla bakmadan istihdam sağlamak amacıyla ihracatta kaça satabiliyorsa o fiyata satması. Bu da kar- zarar – maliyet hesabı yapmak zorunda olan diğer tüm dünya üreticileri için büyük sorun. Koruyucu önlemler haricinde Çin’e karşı yapılabilecek bir şey yok. Avrupa’nın ekonomik faaliyetleri de eskiye göre daha düşük seyretmesi talepte zayıflık yaratıyor. Bu yıl paritenin daha güçlü gitmesi bekleniyor. O olumlu etkilerken, CBAM şartları gene zorluk olarak önümüzde olacak. Ortadoğu’daki savaş ve huzursuzluklar da 2025 yılında, piyasaları olumsuz etkiledi. Umarım yeni yılda daha huzurlu bir ortam olur.
2026’dan neler bekliyorsunuz sizce fiyatlar nasıl bir yol izleyecek? Türkiye’nin ihraç pazarlarında ne tür gelişmeler olacak?
2026 yılının daha pozitif bir dönemin başlangıcı olacağını bekliyorum. Özelikle 2. Çeyrek ile birlikte, talepte bir canlanma olacağını düşünüyorum. Devam eden Çin ve Güney Kore menşeili saclara anti damping dosyasının yılın ilk haftalarında sonuçlanarak, ithalatın azalacağını ve özellikle ince saclara olan iç talebin artacağını bekliyorum. CBAM dolayısıyla Avrupa’da fiyatların yukarı gideceğini bekliyorum. Ukrayna ve Suriye gibi bölgelerden talebe destek geleceğini bekliyorum. Yurt içi ve yurt dışı faiz oranlarının da düşmesiyle 2 yıldır ötelenmiş yatırım projelerinin yavaş yavaş hayata geçmesini bekliyorum. Daha da canlı geçmesini beklediğimiz 2027 yılı öncesinde bazı projelerin 2026 da hayata geçeceğini bekliyorum. Eur/Usd paritesinin yüksek seyrederek, Türk ihracatına destek vereceğini düşünüyorum. Özetle 2026-2027 yılları için gayet iyimserim. Tüm hazırlıklarımızı da bu senaryoya göre yaptık ve yapıyoruz.
“2026-2027 yılları için gayet iyimserim. Tüm hazırlıklarımızı da bu senaryoya göre yaptık ve yapıyoruz”
2025 yılında üretim, yatırım ve sürdürülebilirlik başlıklarında sektör nasıl bir sınav verdi? AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) süreci çelik sektörünü sizce ne ölçüde hazırlıklı yakaladı? 2026’ya girerken karbon ayak izi, yeşil çelik yatırımları ve rekabet gücü açısından sektörün önündeki en kritik riskler ve fırsatlar neler?
CBAM tarafında Türkiye hurda ağırlıklı bir üretim yaptığı için nispeten avantajlı olabilecek olsa da, bütün olay Avrupa’daki kapasite kullanım oranları %85’lere gelmeden, oradaki üreticilerin uslu durmayacağı ve başka başka engeller çıkaracakları gerçeği. Nitekim kota rakamlarını düşürmek, vergileri arttırmak gibi sürekli korumacı engeller yaratıyorlar. O yüzden CBAM engellerden sadece bir tanesi. Daha pek çok enstrüman ile çelik sektörünü korumayı hedefliyorlar.
Çin’in orantısız fiyat politikaları ve agresif ihracat stratejileri küresel çelik piyasalarını yeniden şekillendiriyor. Bu tablo karşısında Türkiye’nin mevcut önlemlerini yeterli buluyor musunuz; sizce hangi ilave ticaret savunma araçları ve politikalar devreye alınmalı? Söz konusu sürecin hem yerli çelik üreticileri hem de hammaddesi çelik olan imalatçı sektörler (otomotiv, beyaz eşya, makine vb.) üzerindeki olası etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çin’deki üretimin sahibi %80 oranında devlet. Serbest ticareti destekliyorum ben ama bu kadar devlet desteği varsa, serbest ve adil bir ticaretten söz edilemez. Bu açıdan bakınca korumacı önlemler yetersiz kalıyor. Çünkü neredeyse sınırsıza yakın devlet desteği alan bir rakip var karşımızda. Hiç devlet desteği olmasa, adil rekabet olsa, korumacı önlemlere de gerek olmazdı. Sonuçta Amerika, Avrupa birliği kendini bu kadar sert bir şekilde koruduğu bir ortamda, biz korumaz isek yeterince, Çin, Rusya gibi büyük fazla kapasitesi olan ülkelerin gücü altında sektörümüz ezilir. Hammaddesi çelik olan sektörler Avrupa ya da Amerika gibi ülkelere satarken rekabetçiliğini kaybetmez. Çünkü zaten oralardaki korumacı önlemler sonucu, o ülkelerdeki çelik fiyatları ciddi oranda artmış vaziyette.
“Artan üretim maliyetleri karşısında verimlilik artışı olmadan sürdürülebilir olmak artık mümkün değil”













































